Menu 0

    Doğanın bana verdiği bu ödülden
    Çıldırıp yitmemek için
    İki insan gibi kaldım
    Birbiriyle konuşan iki insan
    ...

    Ve işte bir dip balığı su boşluğunda
    Çırparaktan yüzgeçlerini
    Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor
    ...

    Tadımlık



    Ben Ruhi Bey Nasılım
    İstanbul, 1976 / Koza Yayınları
    I

    Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda
    Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi
    Büyük bahçelerin küçük içinde
    Saksılardan birinde
    Gördüm de
    Uyurken uyandırılmış gibi
    Beni bir sardunya büyüttü belki.
    ./..
    O ben ki
    Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
    Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
    Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

    Ne peki
    Yere dökülen bir un sessizliği mi
    Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
    İşini bitirmiş bir org tamircisinin
    Tuşlardan birine dokunacakkenki
    Dikkati ve tedirginliği mi.
    Bekler mi beni
    Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen
    Bir sürü yaz gününün içinde
    Acaba bekler mi beni
    Uykularım, o sonsuz uykularım
    Yanmış bir limonluktaki
    Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde
    Sesini hiç eksiltmeyen
    Ama bilmez miyim ben
    Bilmez miyim hiç
    Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine
    Kısacık bir zaman olmalıydı elimde
    Turfanda mevya gibi bir zaman
    Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği
    Geçerek erguvanların dönemecinden
    Leylakların dörtyol ağzından
    Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına
    Acının dudaklarına ve geçmişin
    Bir yaban gülü yaprağı gibi beni
    Ama ne gezer.
    Korkmuyorum artık solmaktan
    Solmaktan ve solgunluktan
    Gelmişim nerelerden böyle
    Kurumuş bir dere yatağı gibi
    Ya da pek kurumamış da
    Baygın, hasta ya da cançekişen
    Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
    Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
    Yorgun düşerek taşımaktan
    Ve ne çıkar ayırmasam kendimi
    Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.
    Koylardan
    Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da
    Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan
    Ayırmasam kendimi
    Diyorum ayırmasam
    Köhnemiş bir geminin izine pek rastlanılmayan
    İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri
    Cepleri yüreği cepleri
    Ayırmasam da ben
    Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni
    Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan
    Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
    Bu kımıltısız gövde
    Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi
    Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların
    Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
    O müthiş öğle sıcağında
    Pencerenin önünde örgü ören birinin
    Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi
    Görülmediği gibi
    Ama var mıydı sanki görülmeyi isteyen
    Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.





    II

    Ve her şey hızla yetişti sonra
    Sarı bir günün kahverengi yarınına.

    Yıkılmış bir ağacın üstünde yıllarca oturdum da
    Gözleri avına benzeyen bir avcıydım sanki
    Ağaç da çürümüş zaten
    Kazımış, oymuş bir yerlerinden gelip geçen onu
    Ağaç mı, içi yıllarla dolu bir kutu mu
    Çözmek için mi acaba içlerindeki bir gizi
    Giz mi, bir giz gereksinmesini mi
    Yoklamışlar orasından burasından
    Kim bilir.
    Ama sessizlikten başka ne bulmuşlar
    Önemsiz bir iki anıdan başka
    Ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında
    Sorarım ne bulmuşlar
    Çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da
    Anılar.

    Oysa bambaşka şeyler olmalıydı ağaçta
    Kazılmış, oyulmuş yerlerinde ağacın
    Buruk, mayhoş, daha çok da bir zehir tadındaki
    Bir şeyler olmalıydı. Ve sanki
    Yıllar var ki saklamışım orda ben
    Saklamışım anlaşılan
    Odasında yapayalnız doğuran bir kadının
    Dışa vurmak istemediği
    Ya da pek gereksinmediği
    O iniltiyi andıran
    Duyurulmayan her şeyi.





    III

    Ve her şey dönüştü işte
    Kahverengi bir çarşambadan
    Sapsarı bir cumartesiye.

    Ansızın bir rüzgâr çıktı demin
    Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgâr
    Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü
    Yakıyor gözkapaklarımı da
    Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir
    Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.

    (Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?
    1 İşte! bir zambağın özsuyunun içilişi gibi
    2 Süt emer gibi bir memeden
    Bütün renklerin ve bütün kokuların bir bir bilinişi
    3 Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iççekişi.)
    (Ansak mı anmasak mı
    Yeri mi şimdi değil mi
    Bir tren yolculuğunda ve her yerde
    Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini
    Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesini
    Saatler iyi
    Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi
    Ve bütün yolcuların dalgın
    Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini
    Görünüşte kararsız
    Görünüşte üzgün, endişeli
    Görsek mi acaba, görmesek mi
    Açıp da kapalı gözlerini arada
    Şöyle bir görünümü tek bir solukta
    Yalandan, inatla içine çekenleri
    Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken
    Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini
    Bir tilki çevikliğiyle, acele
    Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği
    Bilmem ki, görmesek mi
    ./..
    Durunca tren bir istasyonda
    Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda
    Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp
    Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi
    Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla
    Tutarak parmaklarıyla yalancı
    Ve ucuzundan bir kolyeyi
    Acaba görmesek mi
    Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.

    Ansak mı anmasak mı acaba
    Yeri mi şimdi, değil mi
    Sırasını bekleyen bir kadının, hasta
    Gereğinden fazla abartılmış yüzünü
    Besbelli iğrenirdiniz
    Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına
    Bir duvar saatine ya da kapıya
    Telefona bakardınız, tırnaklarınızı incelerdiniz uzun uzun
    Kısaca
    Kaçınmak isterdiniz o yüzden ama bitmedi
    Gördünüz, görüverdiniz bir daha
    Sıyrılmış acılardan ansızın
    Sevecen, durgun, sade
    O yüzü
    Belki de, orda, acele
    Karar verdiniz
    Bir anneniz olsun isterdiniz böyle
    Ve belki de sarılıp öpmek isterdiniz onu
    Her neyse...

    Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de
    Ben uzun yolları hiç sevmem
    Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar
    Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)





    IV

    Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgâr
    Denize bırakılmış çöpler gibi
    Yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi
    Geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.

    Bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi

    Bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında
    İçinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı
    Çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde
    Ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen
    Kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla
    Yağmurlu bir sundurmaya
    Ve pencerelerde b

    Devamı
    Format :Kitap
    Barkod :9789750809392
    Yayın Tarihi :2018-04-09
    Yayın Dili :Türkçe
    Baskı Sayısı :15.Baskı
    Sayfa Sayısı :518
    Kapak :Karton
    Kağıt :2.Hamur
    Boyut :135 X 210
    Emeği Geçenler :
    Yazar   : Edip Cansever
    Yazarın Diğer Eserleri
    İlgili Eserler